TURİZM HAFTASI-MAMAK HAVADİS

www.epilepsiveyasam.com
Turizm haftasında, turizm sektörüne emek vermiş yönetici olarak, sizinle paylaşıyorum.

Sevgiler...
https://mamakhavadis.com/makale/turizm-haftasi



15-22 Nisan tarihleri arasında Turizm Haftası kutlanır. Her turizm haftasında, cumartesiye denk gelen günde, pilav günü adı altında turizm mezunları olarak buluşurduk. Bir araya gelemediğimiz bu haftada, turizmcilere sosyal medyadan seslenip ‘turizm haftanız kutlu olsun’ diyoruz.
1990 yılında mezun olduğum turizm okulumdan bugüne 30 yıl geçmiş. Ülkemizin ilk otelcilik okulu olarak kurulan, Ankara Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi, turizmcinin ilk kapısını 1961 yılında açtı. O güne kadar pansiyonlarda ağırlamaların olduğu dönemi, yurt dışına gönderilmiş eğitimciler ile staj döneminde yurt dışına gönderilen öğrenciler devam ettirdi. Amatör kişilerin değil, profesyonel kişilerin çalışmaya hayatına girdiği bu dönem, ülkemizin hem ekonomik kalkınması, hem işverenin kazanması, istihdam ile işçilerin iş hayatına kazandırılması, ülkeye dağılan eğitimli kişilerden; yerli halkın bilinçlenmesi ve en önemlisi, turizm sektörünün ilerlemesi için gerekli buklet malzemesinden; gıdaya; acentadan; animasyon firmalarına, mobilyadan; mefruşata, temizlikten; inşaata 600’ün üzerinde tedarikçi sektörün istihdam edilmesini, para kazanmasını sağladı; turizm sektörü…
Turizmde eğitim sektörünün başlatıldığı bu dönemde, TURBAN adı verilen Turizm Bankası hayata geçmiş; otellerin, marinaların, tatil köylerinin turizme kazandırılması için, lokomatif görevi yapmıştır. Açılan sosyal tesisler, Turizm Bakanlığı’nın belirlediği yer, büyüklük ve ihtiyaçlar düzeyine göre gerçekleşiyordu. Bu yatırımın olduğu yerde, işi öğrenmiş turizmciler çalışmaya başlıyor ve çevresine de teker teker yeni turizm sektörleri açılıyordu. 1954 yılında Ziraat Bankası desteği ile İstanbul’da kurulan bu kurum, turizm sektörüne yatırım yapmak isteyenlere kredi veriyor, kurulan tesisleri incelemeye gidiyor, tesisin incelemesinde sonra belgesini veriyor, otellerin büyük-orta-küçük veya yıldız sayısı gibi konularda da gerekli incelemeleri yapıyordu. 1972 yılında merkez Ankara’ya taşındı.
Ülkeyi turizmde İstanbul bölgesi, Kapadokya, Ege-Akdeniz, Güneydoğu Anadolu Bölgesi olarak 4 bölgeye ayırdılar. Bu bölgelerde, önce İstanbul ve Kapadokya Bölgesinde çalışmalar başladı. Daha sonra Ege-Akdeniz’de… En son Güneydoğu Anadolu... İstanbul’a gelen turizmcilerin dediklerini, iş adamları uyguladılar ama Kapadokya’daki esnaf ve tüccarlar bunu pek yapmıyorlar ve turizm mezunları bir süre sonra o bölgeden teker teker ayrılıyorlar ve Ege Bölgesi’ne gidiyorlar. Ege Bölgesi’nde çalışan turizmcilerin de dedikleri, aynı şekilde iş adamları tarafından uygulanıyor. Böylece İzmir’den Antalya’ya kadar olan bölge ve İstanbul turizm konusunda daha çok gelişmesine karşın, Kapadokya’da gelişme daha yavaş olmuş. Bunu eski turizmci olan ağabeylerimizden dinlemiştim. Keşke, herkes çok bilmese de, kendi konusunda uzman olan kişiler konuşsa; onların dedikleri uygulansa…
Aslında ülkemiz turizm cenneti… Ama bunun farkında mıyız? Örneğin arkadaşım ABD’ye gitmişti. ‘Seni tarihi bir yere götüreceğiz’ demişler. Merak ediyor. Gittikleri yer 1860’lardan kalmış, o bölgenin ilk şarap fabrikasıymış. Eminönü, Taksim, Şişli, Fatih bölgesinin her yerinde tarihi evler dolu! Bizim için ne kadar sıradan, öyle değil mi?
Örneğin bizim Nisan ayındaki hava sıcaklığı, İngiltere’de Temmuz ve Ağustosda, güneşte herkesin güneşlendiği hava… Daha yukarı çıkarsanız İskandinav ülkeleri, güneşin yüzünü bile görmüyorlar. Bizde hem 4 mevsim, yaz turizmi, kış turizmi… Tarih deseniz, Mezopotamya’dayız ve en eski tarihi yer; Urfa’da çıkmadı mı? Sağlık turizmi deseniz öyle…. Termal tesisler deseniz, keza öyle... Oberj turizmi deseniz, biz doğamıza sahip çıkmamamıza karşın; doğa hâlâ bize tüm imkânları sunuyor... Biz gerçekten ülkemizin değerini biliyor muyuz?
Yaz turizmini değerlendirelim. Akdeniz ve Ege bölgeleri, Nisan ayından Kasım ayına kadar tatilin tadının çıkarılacağı bölgedir. İtalya, İspanya, Fransa, Yunanistan ve Portekiz, Kıbrıs ve Türkiye Akdeniz’in kuzeyinde bulunan ülkeler. Aynı paralel üzerinde aynı su sıcaklığı, aynı hava sıcaklığı... Dünya turizminde önemli bir yere sahip ülkeler. Sırasıyla Fransa, İspanya, İtalya, Yunanistan turist ağırlama konusunda bizden önde... Ege Denizi desek keza Yunanistan, Girit ve Türkiye’nin olduğu yerde, küçük Girit’den daha iyiyiz ama nüfusu 10 milyon olan Yunanistan’dan daha az turist ağırlıyoruz. Bu sene turizmde biraz daha artış bekleniyordu...
Bir de kış turizmi tarafından bakalım İsveç, Norveç, Avusturya, Bulgaristan ve Kanada’da bulunan kayak tesisleri aklıma geliyor. Ama birşeyi düşünmeden edemiyorum. Kayak için en uygun kar, kartopu yapılamayan kardır. Dünyada bu kar sadece 2 yerde mevcut; Alpler ve Sarıkamış! Alpler’i sanırım dünyada bilmeyen yoktur; peki Sarıkamış’ı... Bizler bile, bu ülkenin vatandaşı olarak bilmiyoruz!  İlk önce yabancılar 1990 yılında fark etti ve daha sonra bizler yatırım yaptık. Rusya’dan gelen çok olur. Keşke Turizm Bakanlığı bunu duyurmak için Alplerde yapılan yarışmalar gibi, ülkemizde 10 yıl önce yapılan uluslararası yarışmaların yapılabileceği pistte gerçekleştirse...
Kültür turizmine gidelim... Ülkemizin her tarafının tarih koktuğu bilinen bir gerçek! Asya ve Avrupa’nın birçok noktasında demi anfi veya semi anfi denilen yarım daire şeklinde yapılan birçok tiyatro vardır. Ama anfi şeklinde yapılan sadece 2 tiyatro vardır. Bunlardan birisi Roma’da, diğeri ise Side’dedir!
Başka bir farkındalığa bakalım... En eski tarih, Mısır’daki Piramitler denilirken, Urfa’daki Göbeklitepe ile dünya tarihini tekrar yazıldı! M. Ö 10.000 yılına dayanan, 12.000 yıllık tarih, sadece Göbeklitepe’nin yapıldığı zamanı gösteriyor. Yapılan araştırmalar, bu tarihi yerin 5 ayrı noktada Göbeklitepe’si olduğunu fark etmişler ve kazılar devam ediyor. Belki onlar daha da eski... Bir de aklıma şu soru geliyor ‘insanlar bir noktaya geldikleri gün inşaat işlerine girişemezler! Acaba ne kadar süredir o bölgedeydiler ve ondan sonra Göbeklitepe’yi ortaya çıkardırlar? Biraz daha incelendiği zaman, tarih daha da geriye gidecek ve dünya tarihi bir daha mı yazılacak?
Başka bir tarihi noktaya daha bakalım; peribacaları... Peribacaları; Hasandağ, Erciyes ve Güllüdağ volkanlarından püsküren lavların, rüzgarla etrafa dağılması ve birbirine yapışan parçaların, rüzgar tarafından dağıtılması sonucunda oluştu. Dünyada en geniş peribacalarının olduğu yerdir;  Kapadokya yani Güzel Atlar Şehri! Demir, bakır ve kükürt madenlerinin birbirine yapışması, güçlü olan demirin ayrılmayıp, diğerlerinin rüzgar, yağmur ile ayrılması ile oluşan delikler, şapka şekilleri ortaya çıkıyor. Üst kısımda düşmeden şapka şeklinde kalması mucize olarak görünüp peribacası adını alıyor. Dünyada en geniş peri bacası alanı Göreme, Ihlara ve Soğanlı olmak üzere Kapadokya’dadır ama kaç kişi dünyada en geniş peribacası alanının Kapadokya olduğunu biliyor?         
Hrisitiyanların 2. hac noktası olan Selçuk’daki Meryem Ana, Şirince desek Maya takvimini kullanan ve Mayaların tabletleri kullananlardır. Unutmayalım Mu Adasına dayanır Mayaların Amerika’da yaşaması ve Atatürk zaten Mu Adası ile tarih başlar, Türkler tarihte en eski ırktır demişti tabi o dönemde araştırmalar yapan Kanadalı tarihçiden aldığı raporların sonunda...  Nuhun Gemisi desek, hem Nuh Peygamberin hikayesi, hem geminin dağın tepesinde olması, hem de dini kitabımız Kur’an’da geçmesi ayrı bir farkındalık yaratıyor...
Sağlık turizmi hem medikal, hem de termal turizm olarak gerçekleşiyor. Türkiye’de hizmet sektörü de daha ucuz olduğu için, bu 2 unsur sağlık turizmimizin de gelişmesini sağlıyor. Sağlık Bakanlığı sitesindeki veriye göre, 48 adet JCI tarafından akredite edilmiş, uluslararası standartlarda hizmet veren sağlık kuruluşumuz vardır. Özellikle estetik ameliyatlar konusunda oldukça talep var. Birçok rahatsızlıklar için, ılıca yani termal turizm tercih edilir. Kütahya’dan; Nevşehir’e, Bolu’dan; Erzurum’a, Balıkesir’den Trabzon’a kadar birçok yerde termal sulara, böylece termal turizme rastlıyoruz...
Oberj turizmi ise henüz çok başında olduğumuz, tabiri yerindeyse yeni yürümeye başladığımız noktadayız...  Doğal güzelliklerin azaldığı, yapıların arttığı bugünlerde, sanıyorum önümüzdeki dönemde, talep bu tarafa doğru olacak. Umarım bu konuda da gelişme gösterebiliriz...
Turizmin başladığı 1960’lı yıllarda, eski mezunların çalıştığı dönemde oldukça iyi kazanç elde edilen, gelir düzeyi yüksek olan kişilerin geldiği, hizmetin karşılığının alındığı dönemdi... Açılan otel sayısındaki plansız artış, fiyatların ‘herşey dahil’ olarak belirlenmesine, bu durum da, gelen turistlerin otelden çıkmadan, sadece o alanda bulunmasına, böylece dışarıda bulunan cafe, restoran, eğlence yeri gibi alanların fazla kullanılmamasına, bu nedenle tüm fiyatların daha da düşmesine neden oldu. Arka arkaya birisi kapılırken, diğer tarafta yeni yer açıldı. Veriler göre, bu sene gelen kişi sayısında artış olacaktı ama herşey dahil yaparak daha ucuza sunuyoruz. Keşke fiyatları düşürene kadar, sunum konusunda, reklam konusunda başarılı olsak, daha iyi sonuçlar alabilsek... Bu konuda Kapadokya başarılı! Tüm turizmciler anlaşmalı olduğu için, yarım pansiyon veya oda-kahvaltı fiyatları uyguluyorlar. Böylece turist otelin içinde olmuyor,  gün içinde bölgede geziyor ve esnaf da kazanıyor...
Turizm sektörü, genellikle sezonluk çalışılan bir sektör olup, otelcilik okulunda yetiştirilen çocuklarımız haricinde, 3 aylık kurslardan mezun edilen kişileri de bize alternatif olarak mezun ettiler. 4 yıllık liseyi bitiren öğrenci ile lise mezunu 3 aylık eğitim alanlar anı kefeye alınmaya başlandı. Önceki sene ise, Beşevler’de bulunan en eski turizm okulumuz da yıkıldı. Otel, bahçe, okul, yatılı kısım ve c blok olmak üzere 5 ayrı kompleksten oluşan, Anadolu’dan gelen tüm öğrencileri eğiten bu okulun hayatı sona ermişti. Bursa’daki Marmara Bölgesini, İzmir, Ege Bölgesini, Ankara ise Karadeniz, Doğu, Güneydoğu ve İç Anadolu’da yaşayan çocukları yatılı okul olarak eğitiyordu... Çankırı yolu üzerinde, mutfağı, resepsiyon deski, servis aletleri olmayan, boş bir okula taşıdınlar ve okulumuz öldü!!! Turizm sektörünü içeren konaklama, acenta, yiyecek-içecek, rehberlik, turizm işletmeciliği gibi üniversitelerde yan dallar var. Ama orta ve üst düzey yöneticiler haricinde, alt düzey yönetici ve elemanlara da ihtiyaç olduğu ve bunların çoğunluğu oluşturduğu da unutulmamalıdır!  1961 yılından itibaren mezun olan ve turizmin başlamasına gelişmesine destek verenler, teker teker aramızdan ayrıldı. Bizlerin dönemi olan, mutfak dersinde öğrendiğimiz Fransız mutfağını, maşa servisini, ön büro işlemlerini bilen ve eğitimden daha uzun süre staj ile tüm birimlerde görev yapan bizler de, 10 yıl içerisinde sektörden emekli olacağız. Umarım, sadece üniversitelerle değil, meslek liseleriyle de gerekli destek sağlanır!
Eğitime verilen değer, sizin diğer ülkelerle rekabet gücünüzü arttırır. Eğitime verilen kalite, sizin aynı noktada daha iyi rakama turisti ağırlamanızı sağlar. Bir bardak çayı salaş yerde içmeniz ile Sheraton’da içmenizdeki fark; çayın tadındaki fark değil; size verilen hizmet kalitesindeki farktır! Çin atasözü aklıma geliyor. ‘1 yıl sonrasını düşünüyorsan prinç ek; 10 yıl sonrasını düşünüyorsan ağaç dik, 100 yıl sonrasını düşünüyorsan eğitim ver’ diyor.
Bu kadar zengin tarihin, 4 mevsimin olduğu doğanın, genç nüfusun olduğu bu ülkede, gerçekten turizmin hakkını verebiliyor muyuz? Sanmıyorum! Keşke eskisi gibi TURBAN olsa da, fark edilemeyen yerlere, eski lokomatif olarak gidebilse... Keşke kurslara değil, okullara daha fazla destek verilse... Keşke yerli sermayenin yatırım yapması için daha fazla destek verilse. Kurulan otellerin büyük bir kısmı yabancı sermayeli. Biz yabancılarla seve seve çalışırız ama düşündüren konu; kendi ülkemin güzelliklerinin imkanlarını, kendi vatandaşlarım kullanamıyor! Hatta bu ülkenin vatandaşları olarak, nerede hangi değerlerimizin olduğunu çoğumuz bilmiyoruz. Önce kendi ülkemizdekilere kültürel değerlerimizi öğreterek, kendi ülkemizdekileri eğiterek, kendi ülkemizdekilere yatırımda destek vererek çalışmaya başlamalıyız... 
Unutmayalım, bacasız sanayidir! Hizmet sektörü, imalat sektöründen çok daha az yatırımla, para kazandıran kurumdur! Turistik yerde, açık hava müzesinin önünde 4 masa ve 4’er sandalye ile demlenen çayın, kaliteli sunumu veya bir acentanın kurulması, üretim kadar büyük maliyete tekabül etmez ama yurt dışından döviz girişini sağlayan sektördür... Ülkemizin değerlerinin fark edildiği incoming (gelen turist) arttığı, kendi vatandaşımızın yurtdışına gidişten (outcoming) önce, kendi ülkesinde nasıl güzelliklerin olduğunu bir dönemin olmasını diliyorum.
Korona ile uğraştığımız bu dönemin akabinde, turizmde çok daha güzel gelişmeler olmasını, ülkemizin turizm cenneti olduğunu fark etmemizi umuyor, turizm haftamızı kutluyorum...
FacebookTwitterWhatsAppPaylaş

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DÜNYA SU GÜNÜ

23-24 Nisan’ın Önemi