EĞİTİM ve ÖĞRETİM


Okulların kapandığı dönemde, eğitim ve öğretim dönemimizle ilgili genel olarak bir değerlendirme yapmıştım.

Umarım en kısa sürede olumlu sonuçlar alınır...

Sevgiyle kalın...



Milli Eğitim Bakanlığı’nda son yıllarda eğitimde çok sık değişiklikler yapıldığını gözlemlemekteyiz. Peki ne farkı var, artıları ve eksileri neler; beraber değerlendirelim.
Öncelikli olarak eğitim ve öğretim arasındaki farka bakalım. Türk Dil Kurumana göre eğitim:  Çocukların ve gençlerin toplum yaşayışında yerlerini almaları için gerekli bilgi, beceri ve anlayışları elde etmelerine, kişiliklerini geliştirmelerine okul içinde veya dışında, doğrudan veya dolaylı yardım etme, terbiye. Öğretmen bir anneye sahip olduğum için çok şanslıydım. Birgün annemle eğitim hakkında konuşuyorduk. Şöyle dedi: ‘Öğretim olur ama eğitim olmadıktan sonra, öğrenim bir hiçtir. Aile hamur için malzemeleri ayarlar, ilkokul öğretmeni hamuru yapar, bizler ortaöğretim olarak ancak ona şekil veririz.’ Bugün toplumda birbirine saygı duymayan, kendisini padişahın sağ kolu zanneden o kadar çok kişi var ki! Mastırını hatta doktorasını tamamlayıp; kapıdan geçerken kadına, çocuğa önceliği vermeyen, çocuklara, hayvanlara karşı fiziki güç kullanıp; bununla güçlü olduğunu zanneden, kendini büyük zanneden zavallılar... Bence bu kişiler Oxford Üniversitesi’ni de bitirse beyhude...
Bir de Türk Dil Kurumu sözlüğünden öğretim tanımına bakalım. ‘Bir eğitim kurumunda bir küme öğrenciye belli dal ya da konularda bilgi verme’ olarak geçer. Tam ve doğru bilgilere sahip olduğumuz zaman, yarınlarımıza güvenle bakabiliriz ama bilgi harika da olsa, kişiler yeterli eğitimleri almamışlarsa, iş yerinde, sosyal hayatta, aile içinde de birbirleri ile doğru iletişimleri sağlayamayacak; stres, huzursuzluk dolu ortamlarda da, bu bilgili kişiler bilgi tasarımı, ürün tasarımı, çevre tasarımı ve görsel elemanları sağlıklı kullanamayacaklardır. O zaman; önce eğitim; sonra öğretim...
Eğitimin aileden sonra ilk noktası olan anaokulları, bu konuda çok büyük bir öneme sahip. Paylaşmayı, sevmeyi, saymayı burada öğrenmeye başlıyor. Bu nedenle öğretmenlik gönül ve sabır işidir. Anaokul öğretmenleri tohumu yanlış ekerlerse, daha sonraki öğretmenler uzayan fideyi düzeltmeye çalışırlar ama asla tam olarak düzeltmek mümkün değildir!  Oysa benim zamanımda, yani 1990’lı yıllarda öğretmenlik puanları mühendislik, eczacılık gibi birçok bölümden çok daha düşüktü. ‘En kötü ihtimalle öğretmenlik yazarız’ demiştik. Mühendislik bölümünden mezunarr, matematik, edebiyat fakültesinden mezunlar Türkçe öğretmeni olmuştu. Pedagoji okumayan, yürekten bu mesleği istemeyenlerin öğretmen olması çok zor. Yapamaz mı; yapar ama bu işi gönülden isteyen bir öğretmen kadar değil...
Öğretmenliği bu kadar önemsememin nedeni, yarınları belirleyen kişilerin onlar olması. Biz bugün iyi öğretmenler yetiştirirsek; geleceğimiz çok daha başarılı olur. Öğretmen bugünü, öğrencisi ise yarını bize sunar. Bir Çin atasözü ‘bir yıllık verim almak istiyorsan, prinç ek; on yıllık verim almak istiyorsan, ağaç dik; yüz yıllık verim almak istiyorsan, eğitim ver...’ der. Eğitimli toplumlar önce sevgiyi, saygıyı, mutlu olmayı öğrenirler. Mutlu toplumlar, huzurla çalışan insanları ortaya çıkarırlar ki; çok daha iyi sonuçlar alınmasına vesile olur...
Öğretimde ise bir müfredat uygulamaya konulduktan sonra, bir sonraki sene sonuç alınmaz. Bu nedenle artısı, eksisi değerlendirildikten sonra karar verilmesi gerekir. Sadece Milli Eğitim Bakanlığı’nda çalışanlarla müfredat değişikliğine karar vermek ne derece sağlıklı?  Köy enstitüleri açılmadan önce, seneler süren bir çalışma ve araştırma yapılmış ve çok güzel sonuçlar alınmıştır. Genel olarak İstanbul ile sınırlı olan eğitimi, ülkenin geneline nasıl taşıyabiliriz; hangi konular öncelikli olmalı, kaç okul açılmalı, kaç yıl içinde öğretmenler yetiştirmeli, sadece ders mi; yoksa onarım, imalat,  sağlık, tarım, sanat gibi uygulama konuları da anlatılmalı mı?  Kısaca en kısa sürede, en fazla kişiye, en doğru bilgiyi nasıl verebiliriz; konularını içeren bir müfredat hazırlanmıştı... Ülkemizde kapanan köy enstitüleri , Çin, ABD gibi merkezlerde bazı projelerde dikkate alınan çalışma idi.
Bugün ise ders kitapları, derslerin içeriği, ek ders konulması ve/ya kaldırılması, alınacak ders sayısı gibi konularda müfredatta değişiklik gösterirken, eğitim 5+3 mü, 4+4 mü olsun, ‘bu ilçeye hangi okulu açalım,  teknik okulu kapatalım, onu meslek lisesi yapalım, teknik okul öğrencilerini farklı okullara gönderelim, dershanelerin hepsi okul olsun, her yerde üniversite açalım...’ zihniyetleri var.  Tamam okul sayısı artsın, öğretim seviyesi yükselsin ama ihtiyaca göre bunu yapsak çok daha sağlıklı sonuçlar alırız. Örnek olarak, Ankara’da bulunan ilk turizm okulun açılış ve kapatılışını gösterebilirim. 1964’de ülkemizde bacasız sanayi dediğimiz ilk turizm meslek lisesinin ilk adımları İskitler’de açılan, daha sonra 1968’de biten inşaat ile Beşevler’e taşınması ile gerçekleşmişti. İlk turizm mezunlarını veren ve bugünün turizmcilerini yetiştiren, ülkemizde ilk kez, profesyonel turizmi başlatan kişileri yetiştirdi. Servis, mutfak, kat hizmetleri ve resepsiyon elemanları burada yetişti. Evvelki sene okul yıkılacaktı, Ankara Mimarlar Odası, yıkılmaması için dava açmıştı ki; dava devam ederken, 1.5 sene önce okul yıkıldı. Öğretmenimiz, ‘bizi taşıdıkları yer bir ilköğretim okulu. Mutfak dersi vereceğim ama değil yemek dersi, çay demlemek için bile malzeme yok, nasıl ders anlatacağım, resepsiyon için desk bile yok, servis dersi için servis takımları lazım, kat odası diye birşey zaten yok’ dedi? Oysa 1964’den bugüne içinde oteli-resepsiyonu olan, hem restoran mutfağı, hem yemekhane mutfağı, hem 2 tane öğrenci uygulama mutfağı olan, hem kat hizmetleri eğitim odası, hem otel kısmının 150 odası olduğu için uygulama dersleri yapılabilen, hem okul, hem otel, hem c blok dediğimi ek otelde resepsiyonda görev yaptığımız için uygulama deski olan bir okuldu burası ama diğer okulda uygulama yeri olmadığı için, tüm malzemeler heba oldu... Soruyorum sizlere, okula devam eden öğrencilerimiz,  uygulamalı dersleri nasıl öğrenecek? Uygulamalı dersi göremeyecekse, zaten ‘meslek lisesi’ kavramının altı doldurulmamış olur. Bunun o kadar çok benzeri var ki; bu sadece bir örnek...
Şimdi sizlere soruyorum... Yeni bir okul yapıldıktan sonra o okulun yıkılması doğru değil miydi? Derslerin değişimi ile ilgili Köy Enstitüleri zamanında olduğu gibi, önce araştırma yapılıp, daha sonra değişiklik yapılması gerekmez mi? Daha iyi bir gelecek için, yarınımızı yetiştirecek öğretmenlerin, pedagoji dersi görmeden mezun edilmemesi gerekmez mi? Eğitim konusunda daha bilinçli bir toplum olmak, böylece refah seviyesini yükseltmek için, anaokulundan itibaren daha hassas olmamız gerekmez mi? Eğitimin ezber yerine, öğrenmeye, düşünmeye dayanması gerekmez mi?
‘Aklımıza geldi, deneyelim’ fikri yerine, ‘profesyonel bir çalışma yaptık, araştırdık, karar verdik’ demek, daha sağlıklı sonuçlar vermez mi? Bence öncelikli olarak, hangi mesleğe kaç kişi gerekli, bu saptanmalı. Buna istinaden ihtiyaçlarına göre, meslek liseleri, teknik liseler, fen liseleri, anadolu liseleri, öğretmen liseleri.....  açılmalı. Her sene o okulun adı değişime uğramamalı. Çünkü otelcilik okulunun içinde bulunan eşyalar ile, teknik lisede bulunan, hemşirelik bölümünde....  bulunan konular, malzemeler birbiri ile yakından uzaktan ilgisi olmaz! Kendisini bir konuya  odaklamış öğrenciyi, dışarıdan kişiler olarak, kendi talebimize göre yönlendirmeyelim. Çünkü kişiler, sevdikleri işte başarılı olabilirler! Hem taşınma, hem öğrencileri dağıtma olmaması, daha sağlıklı gelecek sağlamak için, çok düşünelim; farklı birimlerden profesyonellerin fikirlerini alalım ve tek ve doğru karar verelim! Önce uygulayıp, sonra planlama yerine, önce planlayalım; sonra yapalım! Bunları yapabildiğimiz gün; müferreh bir toplum olmaya adım attık demektir...
Ebru ÖZTÜRK


http://mamakhavadis.com/egitim-ve-ogretim?fbclid=IwAR3yTDxWmZbTMJb_sKAm-HBk2p9XPNjGdwOPCgNZ8VKsMrp2boaaXIMPAmM

www.ebrununsozlugu.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

23-24 Nisan’ın Önemi

EHLİYET KONUSUNDA YÖNETMELİK TASARI ÖNERİSİ