KADINLARIMIZ-ANNELERİMİZ



http://mamakhavadis.com/kadinlarimiz-annelerimiz?fbclid=IwAR2MtP7CJ4kUQuBp2uyEpMbN3s4TzY1crjRd2RJb22N0kPSe9zmD5sEzu3Q

www.ebrununsozlugu.com


Dünyanın en kutsal görevini, hiçbir karşılık beklemeden yapan, yarınlarımızı yaratan kadınlarımızdır; annelerimiz...Bir insanın doğumundan, büyütülmesine, eğitilmesinden, evlendirilmesine kadar, her noktada, hiçbir çıkar beklemesizin destek veren; dünyada sayılı milletlerde görülebilen kadın ise; Türk kadınıdır!
Farklı ülkelerden birçok arkadaşı olmuş ve yurt dışında da bulunmuş bir kişi olarak, Türk annelerinin, diğer ülkelerdeki annelerden çok daha farklı olduklarını da gözlemlemiş bir kişiyim. Avrupa’da, Amerika’da çocuklar yetişip, 18 yaşına geldikten sonra kişiler kendi sorumluluklarını almaya başlarlar. Bizim annelerimiz ise, 40-50 yaşına gelen,  yani kendi çocuğu da yetişkin olmuş evladına bile destek olmaya çalışır. Çocuk kaç yaşına gelirse, gelsin; anneye göre her zaman çocuktur...
Önce diğer milletlerin kadınlarına, annelerine verdikleri değeri inceleyelim, sonra Türk kadını, Türk annesinin farkındalığını görelim:
  • Arapların cahiliye devrinde, kadının kocası yanındaki değeri, alınıp satılan bir maldan farksızdı. Yeni doğan kız çocuklarının, diri diri toprağa gömüldüğü de bilinen acı bir gerçek.
  • İngiltere’de XI. asra kadar erkekler hanımlarını satabilirdi. Yine; İngiltere’de kadın “murdar” (pis, kirli) bir varlık sayıldığı için İncil’e el süremiyordu. (Hanry dönemine 1547 kadar)
  • Çin’de ise, boşanma hakkı sadece erkeğe mahsus olup; yeni doğan çocuk, erkekse pahalı kumaşlara, kız ise bez parçalarına sarılırdı.
  • Roma hukukunda kadın, kendi malına hükmedemez, vasiyet edemez ve ergin kabul edilmezdi
  • Budizm’in kurucusu Buda ise; ilk başlarda kadınları dinine kabul etmemiştir.
  • Hindistan’da eşi ölen kadın kendini yaktırmazsa, ölene kadar evlenemez; evlenirse Ganj nehrine atılırdı.
Bir de Türk kadınına bakalım. Geleneklerimizde de annelerimizin yeri çok farklıdır. M.Ö. 4000 yıllarına kadar uzanan Türk tarihine doğru kısa kısa anektotlara bakalım. Tahminlerle değil, kitabeler, yazılar, kitaplar ve resimlere bakalım... Tarihi incelediğimiz zaman, Türk kültüründe cinsiyetler arası ayrımcılık bulunmamaktadır. Bunu ilk Oğuzname için, Begil’den akıl alındığı yazılarda görebiliriz.
Eski Türklerde kadın şamanların şaman topluluklardaki en güçlü ruhsal liderler olduğuna inanılmaktaydı. Hatta,tarih kaynakları,Türklerin önem verdikleri haklara, “Ana Hakkı” dediklerini ve bunu da “Tanrı Hakkı” ile eşit tuttuklarını gözlemlemekteyiz.
İttihat ve Terakki’nin en önemli yazarlarından olan Ziya Gökalp’in yazılarına baktığımız zaman, eskiden devlet yönetiminde Kağan’ın kararlarına, Hatun katılmadıkça, bu kararın geçerli sayılmadığını belirtiyordu... ‘Hakan buyuruyor ki’ sözü geçerli ve yeterli değildi! Kadınlar hükümranlık ve komutanlık gibi hizmetleri bile yapmış, toplum içinde fikri alınan kişilerdi. MÖ 6'ncı yüzyılda (2500 yıl önce) yaşayan Tomris Han, tarihteki bilinen ilk kadın hükümdarı olarak, Pers kralı Büyük Kiros’u yenen sultandır.
Kurtuluş Savaşı’nda cepheye bomba taşıyan, kağnıdaki ölen öküzün yerine kendini koşarak cephane taşıyan Eliflerin, bebeğini evde bırakıp savaş giden Nene Hatunların, 9 yaşında babası ile savaşa giden onbaşı Nezahatlerin, Sivas Kongresinde görevlendirilen Kara Fatmaların, Sultanahmet Meydanındaki mitingde konuşan Halide Edip Adıvarların devamıyız biz...
Eski Türklerin bazı sözleri, kadına verdikleri değeri ifade ediyor. Bazı yazıtları sizlerle paylaşacağım:
  • Kırgızların Manas Destanında kadın, evin namusunun koruyucusudur.
  • Kazakların atasözüne bakarsak; “Birinci zenginlik sağlık, ikinci zenginlik ise kadındır.” sözüyle verilen önemi daha iyi ifade eder.
  • Kırımlı İbni Batuta Şehnamesi’nde “Burada tuhaf bir hâle şahit oldum ki, o da Türklerin kadınlarına gösterdiği hürmetti. Burada kadınların kıymeti ve derecesi erkeklerinden daha üstündür.” şeklinde geçer.
  • Eski bir Türk atasözü; “at avrat pusat(silah)” olarak geçer.
  • Türklerin Bozkurt Destanı’nda yok olmak üzere olan Türk toplumunun soyunu devam ettirecek çocukları saklayıp kollayan ve onları emzirerek büyüten dişi kurt olup; Ergenekon Destanı’nda da Türk toplumuna yol gösteren bu dişi kurtun Asena olması; bu önemi, sanırım bizlere tarihte verilen önemi ifade etmeye yetecektir.
Hun Devleti nde hanlıklarla yönetiliyordu. Mete Han eşine döner ve karşısındakileri işaret ederek ‘ben bunların hanıyım, sen benim hanımsın’ der. Hanım kelimesinin ilk ortaya çıktığı zaman; o zamandır. Osmanlı Devleti döneminde davalara bakan yani hukuki işlemleri yapan kişiler kadılardı. Evdeki hukuku sağlayan kişiler ise o evin kadıları, yanı o evin kadınları idi. Hanım ve kadın kelimesine bakmamız bile, Türklerin kadınlara verdiği değeri gösteriyordu...
Analarımıza verilen değere bir başka pencereden bakalım! İngilizce, Fransızca, Almanca gibi dillerde önemli noktalara ‘baş’ adı verirler. Türkçede ise ‘ana’ kelimesi geçer. Mesela headway, bizdekiana yoldur. Önemli noktalara, ‘anayol, anavatan, ana yurt, anadil, anaalter’ denir. Hatta daha ileri gidelim; yaşadığımız yerin adı: ANADOLU!
Türklerin bu kadar fikrine önem verdiği analarımız, kadınlarımız,din kisvesi altında 1800 yıllardan sonra; erkeklerin 4 eşle evlenme hakkı ve savaşlardan dolayı 19. yy’da gerçekleştirilen ve sürekli kayıplar sonucu erkeklerin sayısındaki belirgin azalma, kadına karşı olan değeri giderek azaltması, okutulmaması, hatta Nazım Hikmet’in şiirinde, öküzden sonra gelmesi de, yaşanmış gerçeklerdi...
Kadınlarımız; annelerimiz; yarınımız olan çocukları yetiştiren, yani yarınımızı belirleyen kişilerdir; onlar... Kadınlarımıza, annelerimize verilen değer, daha bilgili, daha güçlü, dolayısıyla daha müreffeh ülke olmamızı sağlar. Atatürk’ün dediği gibi ‘Ey Türk Kadını! Sen yerlerde sürünmeye değil, göklerde yükseltilmeye layıksın’.
Tüm annelerimizin ve kendisini anne gibi hisseden kadınlarımızın anneler günü kutlu olsun...
Ebru ÖZTÜRK

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

23-24 Nisan’ın Önemi

EHLİYET KONUSUNDA YÖNETMELİK TASARI ÖNERİSİ